CITYTREND Temmuz 2011 Sayı 1 /// BODRUM KANATLARIMIN ALTINDA

BODRUM KANATLARIMIN ALTINDA

 

 

Önce kuş olduk
Uçtuk semaya
Sonra vurulduk
Düştük sevdaya…

Yok yok yanlış hatırlamıyorsunuz. İstanbul’ du tabii ki…

Doğduğum, büyüdüğüm güzel şehir İstanbul için yapılan filmden dört beş yıl önce geldiğim, vurulduğum, sevdalandığım,  yaşadığım Bodrum için mırıldanıyorum şimdi bu sözleri…

Bu sevdayı kanatlarımın altına alıp birlikte uçmaya ne dersiniz…?

 

İYİ Kİ DOĞMUŞUM

 

Ben hep bunu söylerim, buna inanırım…

Bir yeri güzel kılan paylaşımlardır…

Dostlarla, arkadaşlarla, aileyle yaşanan ve paylaşılan keyifli anlardır o yeri vazgeçilmez yapan, insanı o yere sevdalandıran…

Uzuuun bir masa düşünün, ama öyle böyle değil yaklaşık beş metre uzunluğunda bir masa… Masanın başlangıç noktası deniz…

Dalga dayız, masanın ayaklarını dalgalar yalıyor. Sahili dikine bölen uzun masanın etrafında dostlar, arkadaşlar, oğlum ve sevgilim… Hepsi de özene bezene hazırlanmış doğum günüme gelmiş. Kumsalda kucaklaşmalar, kahkahalar gecenin karanlığında ve dalga seslerinin arasında birbirine karışıyor… Sahnede Birsen Tezer yine her zamanki cool’ luyla çığlık çığlığa söylüyor. Fondaki müziğin sesi, dostluğun şerefine havaya kalkan kadehlerle birlikte bizim seslerimizi bastıramıyor…

Ve bembeyaz pastamın üzerindeki mumları üflüyorum, dileğim bende saklı.  Hoş geldin yeni yaş…

Biriktirdiğim anılar ve dostlarımla ayaklarımızın altında kumlar dans ediyoruz ay ve onun denizdeki yansımaları şahitliğinde…

 

HAYATTAN CIMBIZLA ÇEKİLEN ANLAR…

 

-Hadi arkadaşım ben evden çıkıyorum sen de geç kalma…

Evden dışarıya çıkmamı geciktirmek için farkında olmadan yaptığım şeyler olduğunu fark ettim…

Dur şu kedilerin mamasını kontrol edeyim, sularını yenileyeyim…

Aaa çiçekler kurumasın bahçedeki hortumu kısık ayarda açayım…

Kurumuş gülleri temizleyeyim…

E-maillerimi kontrol edeyim… vs… vs… vs…

Belki yengeç burcu olmamdan kaynaklanan ev sevgimden kaynaklanıyor olabilir bu saçmalık ama dışarı da bir çıktım mı bazen eve dönmek istemiyorum… İşte öyle günlerden biriydi o gün…

Bodrum’ da denize girdiğinizi gerçek anlamda hissettiğiniz, suyun içindeki akıntıdan olsa gerek kıpır kıpır ve diğer yerlere göre suyun daha soğuk olduğu İnceburun’ da buluşmak üzere konuştuk Dicle ile… Her zamanki gibi tatlı tatlı esen rüzgardan kavurucu sıcağın hiç hissedilmediği plaja geldiğimde saat beşe geliyordu…

Allahtan arkadaşlarım bana alıştılar… Hiç sıkılmamış Dicle. İki arkadaşıyla çalçene konuşuyor… Georgio ve Sergio olgun iki İtalyan. Olgun diyorum çünkü yaşlarını tahmin etmek çok zor… Bütün İtalyanlar gibi konuşmayı çok seviyorlar. Sergio bana Francesca adını uygun gördü…

Gün batarken bira ve gazoz karışımı shandy’ mizi, yanında midye dolmalarımızla birlikte yudumlarken tam arkamızdan ay yükseliyordu… İşte bu saatleri çok seviyorum…

Plaj sonrası saatlerde iskelenin üzerine hazırlanan masamıza geçip dolunayı karşımıza aldık. Denizin üzerinde aydan sahile uzanan yansımaların üzerinde yürüdüğümüzü hayal ettik… Balıkları ekmekle besledik… Hayat defterimizin anı bölümüne yeni bir sayfa daha ilave ettik…

Ha bu arada tavlada ben kazandım… Twister…

 

BU ÇOCUĞUN İÇİNE CİN KAÇMIŞ

 

İn in in… Mandalin

Bence bu sezonun en in mekanlarından biri… Neden mi?

Söyleyeyim…

Efendim bir kere Bodrum’un tam göbeciğinde… Muhteşem Bodrum Kalesi hemen sağında, sola baktığınızda bütüüün Kumbahçe sahilini taaa yeni yapılan Bodrum iskelesine kadar kucaklıyorsunuz. Hani denize sıfır dedikleri türden bir mekan…

En önemlisi de her gece canlı müzik var… Hem de hepsi müzik piyasasında bilinen isimler ve gruplar…

Kangroove da bunlardan biri. R&B, Funk ve hip-hop üzerine kurulu beste ve yorumları var. Sakın amaaan demeyiiin;  Stevie Wonder, Michael Jackson, Jamiroquai ve Justin Timberlake cover’ larıyla yerinizde duramıyorsunuz…

Hele o Bora yok muuu Boraaa… Grubun solisti Bora Uzer… Sahnede yerinde duramayan, kıpır kıpır, bir eliyle capri pantalonunu çekiştirirken sesini mükemmel kullanarak doğaçlamalar yapan hem yetenekli, hem yakışıklı bir çocuk… Yaptığı işle hem eğlenen hem de eğlendiren biri bu Bora… O sahnedeyken hareketsiz durmak mümkün değil… Dans ettik…

“İn” dedim de başlarken siz bir de üst kata “çık” ın… Hem manzaraya bir üst kattaki balkondan bakın, hem de bence bir mekanın kişiliğini, kalitesini ve rengini belli eden tuvaletlere bir uğrayın. Meslek hastalığı diyebilirsiniz belki ama hangi mekana gidersem gideyim önce tuvaletine, bir de mutfağına girerim…

Ben içmimar gözüyle beğendim…

 

HAYIRLI OLSUN

Siz de sever misiniz bilmem ama ben iki kapı yapmayı çok severim…

Aklımdaydı ama unutmuşum… Şule hatırlattı… Birlikte Ekşi’ ye gidecektik o akşam. Gündüz telefon etti…

-Ya Füs… Bugün Cemil İpekçi’ nin Moda ve Tasarım Atölyesi’ nin açılışı var…

Yemek öncesinde yapılacak tüm işler iptal edildikten sonra Şuşu’ yu beklemeye başladım. Ayşe ile birlikte beni aldılar ve gittik…

Atatürk Caddesindeki o sokağa girmeyeli ne çok zaman olmuş diye düşündüm birlikte yürürken. Sokağın başına geldiğimizde ilerden gelen müzik sesi ve insan kalabalığının olduğu meydana doğru ilerledik…

Meydana açılan daracık bir sokağın içersinde atölye. Bodrum Belediyesi Cemil İpekçi Moda ve Tasarım Atölyesi adıyla faaliyete geçen atölye için 180 yıllık tarihi bina restore edilmiş. Renkli olduğu kadar aydınlık, çalışma için çok keyifli bir mekan yaratılmış…

Atölye’ de unutulmaya yüz tutmuş Bodrum el sanatlarını tekrar gün ışığına çıkarılması planlanırken dikiş, boyama, ebru, tasarım, takı tasarım, el sanatları, makine nakışları, kalıp kesim, creative ile mankenlik ve zarafet konularında eğitimler verilecekmiş…

Ellerine sağlık başta Cemil İpekçi olmak üzere emeği geçen herkesin… Merakla bekliyorum burada eğitim alacak kızlarımız ve kadınlarımızın ortaya çıkaracakları eserleri…

Açılıştan sonra teknede yapılan kokteyle katılamadım… Çünkü yapılacak bir kapım daha vardı…

Akşam eve döndüğümde şu soru vardı kafamda…

Mankenlik kursu için boy sınırı var mı acaba…?

 

DOLUNAYDA FAZIL SAY BÜYÜSÜ

Nasılsa bir davetiye ya da bilet bulurum diye elimi çabuk tutmamışım… Nerden tahmin edebilirdim 7 bin kişinin konsere geleceğini…

Hata…

Nasıl etsem de ne yapsam diye düşünürken Zerrin hızır gibi yetişti. Konsere gelemeyecek olan bir arkadaşının davetiyesi olduğunu söyleyince havalara uçtum…

Konser saatinden iki saat önce Zerrin’ deydim. Her zamanki anaçlığı ile hazırladığı sofrasında çarçabuk karnımızı doyurup yola çıktık. Aman allahım bu ne trafik. Herkes Turgutreis’ e mi gidiyor…

Turgutreis’ e geldiğimizde konsere onbeş dakika vardı. Çekek yerinde hazırlanmış olan konser alanında hemen yerlerimizi aldık. D-Marin Turgutreis Uluslararası Klasik Müzik Festivali’ nin final konserinde şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası da yerlerini almışlardı…

Orkestra, Fazıl Say‘ın Trompet Konçertosu‘nu Gabor Boldoczki solistliğinde seslendirirken Fazıl Say ve Gabor Boldoczki, Shostokovich‘in piyano ve trompet konçertosunu birlikte çaldı…

Veeee… İstanbul Senfonisi

Yedi tepeli İstanbul’ umun yedi bölümden oluşan senfonisini bölüm bölüm anlattı Fazıl Say konser öncesinde…

Deniz hışırtıları ile başladı Nostalji bölümü. Ney ve kanunun sesi uzak, çook uzaklara götürdü beni ve bir garip hayallere daldırdı. Ardından gelen Mehter Marşı’ yla İstanbul’ u fethettik… Ve tekrar deniz hışırtıları…

Etkileyici bir ritm ve melodiyle Tarikat bölümüne geçtik hep beraber. Renk katmış senfoniye…

Sultanahmet Camii bölümünde ney ve kudüm ile huzurun büyüleyici atmosferinde buldum kendimi…

İşte en beğendiğim bölüm. Hoş giyimli genç kızlar Adalar vapurunda… Flüt, obua, klarnet ve fagot hoş giyimli genç kızlar. Kanun ise Adalar vapurundaki yakışıklı delikanlı… Vapur düdüğü sesleri arasında kızlar kavgaya tutuşur. Niye mi? Yakışıklı delikanlı için tabii…

Haydarpaşa Garı. Ray ve tren düdüğü sesleri arasındaki yolculuk hayalleri…

Uzun bir kanun taksimi ile Alem Gecesi bölümüne akıyoruz. Sokak aralarından şarkılar duyulmaktadır. Ardından Fazıl Say yorumu köçekçe… İstanbul sokaklarında herkes sarhoş…

Ve Final… Günümüz İstanbul’ unun stres, sıkıntı, bunalım ve kaosunu melodilerdeki ağır kasvetten yüreğimin derinliklerinde acı acı hissediyorum … Orkestranın sağır edici patlaması ile isyanlardayım…

Denizden gelen İstanbul Senfonisi’ ni yine denizle uğurluyoruz…

Yüzümüzdeki aşırı memnuniyet ifadesi ile konser alanından ayrılırken kulaklarımda hala dördüncü bölümün melodileri var…

Sahnenin hemen arkasından yükselen muhteşem dolunay da sanat yönetmenliğini yaptığınız programa dahil miydi Yücel hanım…?

 

Füsun Bay Canbay

 

 

CITYTREND Ağustos 2011 Sayı 2

CITYTREND Eylül 2011 Sayı 3

CITYTREND Eylül 2011 Sayı 3 RÖPORTAJ “MAVİ”

CITYTREND Ekim 2011 Sayı 4

CITYTREND Ekim 2011 Sayı 4 RÖPORTAJ “BÜLENT ÖZDEMİR”

CITYTREND Kasım 2011 Sayı 5

CITYTREND Aralık 2011 Sayı 6

CITYTREND Ocak 2012 Sayı 7

 

 

Yazı ile ilgili yorumlarınızı alabilir miyim? Benim için önemli... ;)