MONTENEGRO / BUDVA / SVETİ STEFAN

İtiraf ediyorum en korktuğum (hatta tek) uçak yolculuğu, Dubrovnik Havaalanı‘ na inerken yaşadığımdır…

Güle oynaya hazırlandığımız Dubrovnik seyahatimiz için heyecanlıydık. Dubrovnik‘ e iniş yapıp önce Montenegro‘ ya (Karadağ) geçeceğiz, dönüşte de Dubrovnik‘ i gezip yine oradan Türkiye’ ye döneceğiz…

Kotor fiyordunun uçaktan görünüşü

Türk Hava Yolları‘ nın direkt Dubrovnik seferleri başlayalı henüz bir hafta olmuştu. Bunu duyar duymaz hemen biletlerimizi almıştım. Aslında benim esas görmek istediğim yer Kotor‘ du. Böylesi hem Montenegro‘ ya geçiş kolaylığı sağlayacaktı, hem de dönüşte Dubronik‘ i gezme fırsatımız olacaktı… Kotor, Akdeniz’ in tek fiyordu ve görselleri beni hep çok etkilemişti. Uçaktan da görünüşü muhteşemdi…

Dubrovnik Havaalanı

Kotor ve Dubrovnik Adriyatik’ in aynı kıyısındalar. Tam havaalanını görmeye başlamıştık ki, bizim uçağımız rotasını karşı kıyıya yöneltti. Adriyatik’ in üzerinden  İtalya‘ ya doğru gidiyorduk. Tamam İtalya‘ ya bayılırım ama şimdi Dubrovnik‘ e göre yaptık planlarımızı. 🙂 İtalya üzerinden dönüşümüzü yaptığımızda pilotun anonsu kulaklarımızdaydı. İniş için elverişli rüzgar yönünü yakalamak içinmiş bu atraksiyonlar. Kıyıya yaklaştığımızda rüzgarı fazlasıyla hissetmeye başladık. Havaalanı, deniz kıyısında. Kıyıya paralel ve hemen yanında yüksek dağlar olduğundan, denizden gelen rüzgar dağlara çarpıp geri dönüyor. Her yönden gelen ani ve şiddetli rüzgarlar oluşuyor. Denizcilikteki civarna etkisi yani… İnişe geçtiğimizde uçak öyle sallanıyor ve yalpalıyordu ki, kanatların biri aşağı iniyor diğeri yukarı kalkıyordu. Acaba sağ salim inebilecek miyiz? Genelde hiç korkmam ama bu sefer içimden bildiğim bütün duaları okudum. Bir ara uçağın camından baktığımda kanadın birini neredeyse piste değecek gibi gördüm… Neyse sağ salim indik ama uçağın sürati düşmüyordu. Herhalde pisten çıkacağız derken pistin son noktasında durduk. Bu piste iniş yapan pilotları kutlamak lazım…

Rent a car

İnternetten aracımızı Sixt‘ ten kiraladığımız için rahatız. Hemen alıp yola çıkarız diyorduk. Ama sanırım herkes Sixt‘ ten kiralamış arabasını. O ne kuyruk… Bir saat sürdü aracımızı alıp yola çıkmamız…

 

MONTENEGRO’ YA (KARADAĞ) GEÇİYORUZ

Hırvatistan-Karadağ sınır kapısı

Son zamanlarda Avrupa seyahatlerimizde hiç sınır kapısı ile karşılaşmamıştık. Karadağ, vize istemeyen ülkelerden. Bizim pasaportlar yeşil olduğundan fark etmiyor ama yine de giriş çıkış yapan araçları beklemek zorunda kaldık. Eğer ki, ben Schengen vizesi almam diyorsanız işiniz daha kolay. Karadağ’ ın başkenti Podgorica‘ ya uçuyorsunuz. Oradan da otobüs ve tren gibi toplu ulaşım araçları ile, ya da araba kiralayarak tüm şehirleri gezebilirsiniz…

Kamenari’ deki feribot iskelesi

Sınırdan geçtikten 15 dakika sonra deniz kıyısına vardık. Herceg Novi küçük, çok şirin bir şehir. Öğlen olmuştu ve karnımız acıkmıştı. Deniz kıyısındaki restoranlardan birini gözümüze kestirip oturduk. Keyifli bir yemek molasından sonra yola çıkıp yarım saatte Kamenari‘ ye vardık. Rotamızda önce Budva var. Budva‘ ya gitmek için buradan feribota binmemiz gerekiyor. Sürekli sefer yapan feribotlar varmış. Hiç beklemedik…

Feribotta

Arabam şekil, yolumdan çekil…  Sixt‘ ten arabayı teslim eden çocuk “Arabanızın rengi Ferrari kırmızısı” dedi. 🙂 Hem rengi hem de kendi güzel arabamızın. Kilometresi çok düşük yeni bir araç ve tertemizdi. Biraz bekledik kiralama kuyruğunda ama değdi…

Mutluluk için deniz üstü olmak yeter. Feribotta…

Yine deniz üstü olmanın keyfini yaşıyoruz. Çok kısa ama olsun…

Lepatane

Kotor körfezinin en dar yerinde işleyen feribotlar karşı kıyıda Lepetane‘ ye yanaşıyor. Beş dakikada geçtik.

Yol üzerinde Porto Montenegro‘ yu görünce uğramadan edemedik. Marinayı bi teftiş ettik. Belki satılık bir tekne buluruz da hazır gelmişken tekneyle döneriz diye umut ettik ama bulamadık . 🙂

Budva‘ ya doğru ilerlerken kıyı boyunca harika plajlar var. Bunlardan biri Jaz Beach… Yaz olsaydı Jaz‘ da denize girilirdi… Aklınızda olsun.

Yol üstünde nefis bir kafe var. El Rey Caffe Bar… Muhteşem manzarada kahve molası harika oldu…

BUDVA

Budva‘ ya gelip otele yerleşmeden biraz etrafı dolaştık, deniz kıyısına geldik. Kalırız diye düşündüğüm otelin yeri iyi mi değil mi diye bir araştırma yaptık.

Bu fotoğraf yoldaolmak.com sayfasından alınmıştır

Kalenin hemen karşısında, mavi panjurları olan otelin bizim için uygun olduğuna karar verdik. Bir arka sokakta anlaşmalı olduğu otoparkı da vardı. Biraz rampalı bir otoparktı ama olsun. Arabayı otoparka, valizleri odaya çıkarttık. Bir an önce Budva‘ yı keşfe çıkmak için sabırsızlanıyorduk.

Hem kale, hem deniz manzaralı otelimiz Hotel Mogren lokasyon olarak ideal. Odalarının yenilenmesi gerekiyor ama bizim için o kadar önemli değil. Mühim olan temiz olmasıydı ki, temizdi. Zaten otelde çok fazla zaman geçirmiyoruz.

Kendimize hemen hoşgeldik içkisi hazırladık. Alt terasta o akşam bir düğün yemeği varmış. Hazırlıklar yapılıyordu. Müzik sistemini kuranlardan rica ettik, Budva‘ daki ilk fotoğrafımızı onlar çekti…

Hava kararmadan sahilde yürüyüp Budva‘ yı tanımaya başladık. Budva, harika bir kıyı şehri. Kalesi, upuzun kumsalları, sahildeki restoranları ile turistik bir şehir. Bizim gittiğimiz tarih itibarı ile sakindi. Yazın bu sahillerin oldukça kalabalık olduğunu sanıyorum.

Budva‘ da tanıdık bir isim görünce pek mutlu olduk. D-Marin Bodrum’ da gittiğimiz bir marina. Hırvatistan’ da da marinaları olduğunu biliyorduk ama Budva‘ yı duymamıştık. (edit: Sonradan öğrendiğimize göre buradaki ortaklığına son vermiş. Üzüldük tabii. Giderseniz aramayın.)

Sahillerinin ardındaki dik dağlar Budva‘ ya ayrı bir güzellik veriyor. Hele bir de o dağların üzerinden yükselen dolunaya rast gelirseniz -ki biz geldik-  çok keyifli bir akşam geçirebilirsiniz.

Dedim ya Budva turistik bir yere benziyor diye, en çok da Türkler geliyor galiba buraya. Neden mi? Restoranların menüsünde Karadağca ve İngilizce ile birlikte Türkçe de bulunuyor. Hem şaşırdık hem de sevindik bu duruma. Sahildeki sıra sıra restoranlardan Zelenigaj‘ ı seçtik. deniz ürünleri konusunda oldukça başarılı. Yediğimiz her şey lezzetliydi.

Restoran menülerinden sonra, billboardlarda da Türkçe yazılar görünce Türklerin buraya sık geldiğine kesin emin olduk…

STARI GRAD (Eski Şehir-Old Town)

Ertesi gün Budva‘ nın yüksek duvarlar ile çevrelenmiş, tarih kokan eski şehrini (Stari Grad) gezdik. Daracık sokakları ile tam bir Ortaçağ şehri. Küçük mağazalar, şık kafe ve restoranlar insanı içine çekiyor. Dış duvarlara yaklaşırsanız Adriyatik’ ten gelen deniz kokusunu duyabilirsiniz…

Her şey o kadar güzel korunmuş, o kadar iyi restore edilmiş ve o kadar doğal ki, adeta tarihin içinde geziniyor gibisiniz.

Eski şehrin içindeki sokaklarda bir çok hediyelik eşya dükkanı, aksesuarcı ve sanat galerisi var.

Daracık sokaklardan minik meydanlara çıkıyorsunuz ve yine her yer temiz ve bakımlı…

Meydanlarda bir çok kafe, restoran var. Birazcık soluklanmak için bira molası verdik tabii…

Kabinet diye bir biraları var. Aslında Sırp birasıymış… Ben şişesine bayıldım. Daha doğrusu etiket tasarımına. Meğer bu firma her tür birası için farklı grafik sanatçılarına tasarım yaptırıyormuş. Benim içtiğim BrrKaa nın etiketini Belgrad‘ lı illustratör Bratislav Milenković tasarlamış. Çok şirin değil mi? Bu arada web sitesindeki diğer işleri de çok beğendim… 

Dar sokaklardan sonra kale duvarlarına yakın bir meydana daha çıktık. Burası daha geniş ve yeşil bir meydan…

Çan kulesinde üç tane çan bulunan bu kilisenin adı The Church of Holy Trinity. Yani Kutsal Üçleme Kilisesi… 1804′ de bitirilen bu kilise bir Ortodoks kilisesi.

Biz tam da oradayken kilisede bir düğün töreni olması hoş bir tesadüf oldu. Töreni izledik ve genç çifte mutluluklar diledik. 🙂

Tarih demişken, eski şehrin içinde bir Arkeoloji Müzesi var. Biz biraz geç kalmışız, gittiğimizde kapanmıştı gezemedik. Gezmeyi çok isterdim. Eğer giderseniz müzeyi mutlaka gezin ve bana da anlatın. 🙂

BALLERINA (Dansçı Kız Heykeli)

Stari Grad‘ dan çıktıktan sonra merak ettiğim Balerin heykelini görmek üzere sahile gittik. Budva‘ nın sembolü haline gelmiş dans eden kız heykelini sahilden göremedik. Fakat sahilin sağ tarafına doğru olduğunu biliyordum. Deniz kıyısında bir tarafı yüksek kayalık dar yoldan ilerledik. Kayaların yapısı ise oldukça enteresandı…

Ve sonunda dansçı kızı bulduk. Heykel, ünlü Belgradlı sanatçı Gradimir Aleksic’ in eserleri . Bir çok efsane anlatılıyor bu heykel için. Bir dansçı kız burda denize düşmüş ve boğulmuş diyen var. Bir diğeri de denizcisini bekleyen bir kız… Günlerce, aylarca kayalıklarda sevdiğini beklemiş. Ama dönmemiş… Bir gün ölüsü bulunmuş. Heykeltraşa bu hikaye ilham olmuş ve bu heykeli yapmış. Kız dansçı mıymış o kadarını bilmiyorum ama bu aşk kokan hikaye etkileyici geldi bana. Ayrıca fırtınalı havalarda oraya yaklaşmamak gerektiğini anlatan bir uyarı gibi… Arka planda eski şehrin duvarlarıyla Ballerina‘ nın görüntüsü Budva‘ nın en popüler görüntülerinden biri olmuş.

Bronzdan yapılmış Ballerina öyle büyük bir heykel değil. Normal insan boyutlarında…

Dansçı kıza veda edip Mogren plajına doğru ilerledik. Denize dik kayalıklar, rüzgar, yağmur ve denizin etkisiyle inanılmaz bir görüntü oluşturmuş. Plaja giderken kayalıkların arasında minik mağaracıklar var. Ahşap küçük köprülerle diğer tarafa geçiyorsunuz.

Orada bir süre oturup, mağaranın açıklıklarından karşıda görünen Sveti Nikola adasına bakıp, denizin sesini dinlemek ömre bedel… Bu ada için Adriyatik’ in incisi diyorlar. Bir diğer adı da Hawaii… Biz adaya geçemedik ama Google‘ dan bakarsanız kumsal ve denizdeki kayalıkları görebilirsiniz. Yazın denize girmek için keyifli olabilir. Adaya ulaşmak için bot taksiler varmış…

Mogren plajı pırıl pırıl denizi ve geniş kumsalı ile sakin ve keyifli gözüktü gözümüze. Yazın ne olur bilemem tabi..

Şehre hem çok yakın, hem de bu kadar güzel olunca sanırım yaz sezonunda iğne atsan düşecek yer bulamaz bu sahilde…

SVETİ STEFAN

En zengin adacık. Sveti Stefan

Sadece incecik bir yürüme yoluyla karayla bağlantısı olan bu minnoş adanın hikayesini bilenler bilir. Ben bir kez daha bilmeyenler olabilir diye şuraya not alıyorum. Budva merkeze çok yakın olan (10 km) bu adacığın bugün ününün dünya çapında olacağı 15. yüzyılda kimse tarafından tahmin edilemezdi. O yıllarda Karadağ, Venedik himayesindeymiş. Bir çok yerde İtalyan çizgilerini görüyor olmamız bu yüzden. Adanın sur duvarları o kadar yüksek ve korunaklıymış ki, burası saklanma ve savunma amaçlı kullanılmış. Kimlerden mi? Tabii ki korsanlar ve Osmanlılardan… 19. yy da balıkçı köyü iken Yugoslavya‘ nın bölünme zamanlarında adada kimsecikler kalmamış. Ve ada 60 lı 70 li yıllarda ünlülerin kaldığı bir tatil köyü olmuş. 90’ lı yıllarda Karadağ Yugoslavya‘ dan ayrılınca ada biraz önemini kaybetmiş. Fakat Karadağ Hükümeti adadaki tüm binaları, yolları vs restore ederek adayı 30 yıllığına Aman Grup‘ a kiraya vermiş. Şimdi ada 50 odalı çok lüks bir otel ve ünlüleri ağırlıyor. Çünkü adada kalmak oldukça maliyetli. Adaya otel müşterisi değilsen geçemiyorsun. Ancak adadaki restoranlarda rezervasyon yaptırırsan adaya geçmene izin veriliyor. Karada, adaya geçiş yolunun başındaki resepsiyon görevlisi rezervasyon kontrolü yapıp adaya geçişin için onay veriyor. Bu kadar korunaklı ve özel bir yer yani…

Adanın sol tarafındaki plaj halka açık. Nefis bir kumsal ve deniz için hiçbir ücret ödemiyorsunuz. Hem de Sveti Stefan manzarasında…

Fakat adanın sağ tarafındaki plaj otel müşterilerine ait. Şezlonglar ücretli ve fiyatları oldukça yüksekmiş. Ne kadar olduğunu sormayın. Hiç ilgilenmediğim için öğrenmedim bile…

Benim ilgimi sağ tarafa doğru çam ağaçlarıyla çevrili patika yol daha çok çekti. Yoldan devam ederseniz bir çok irili ufaklı plajla karşılaşıyorsunuz. Ama sanırım onlar da otellere ait plajlar.

Sveti Stefan‘ a veda edip Budva‘ dan ayrılıyoruz. Bundan sonraki yazım Kotor‘ da görüşmek üzere…

 

Sevgiyle,

Füsun Bay Canbay

MONTENEGRO / KOTOR

Daha fazla bilgi ve fotoğraf için aşağıdaki adreslere tıklayıp takibe almanız yeterli… ?

A bir de paylaşım yaparsanız tam süper olur… ?

WEB SİTE takip için ABONE olmayı unutmayın http://fusyollarda.com/

YouTube kanalıma da ABONE olmayı unutmayın lütfen ?https://www.youtube.com/channel/UCbyV

İNSTAGRAM takip için https://www.instagram.com/fusyollarda/

FACEBOOK sayfa beğenisi için https://www.facebook.com/fusyollarda/

İLETİŞİM için :  info@fusyollarda.com

 

2 thoughts on “MONTENEGRO / BUDVA / SVETİ STEFAN

  1. Büyük bir keyifle okudum resimler anlatimlariniz birebir yaşayiyor bizlere oraları hatırlarsanız Karadeniz mi Hırvatistan mı diye bir anketiniz de tereddütsüz Hırvatistan demistim iyide etmişim okudukça resimlerle size eşlik ettikçe nekadar doğru bir tercih yaptığıma daha bir sevinip mutlu oldum nice yenilerini dileklerimle selamlar sevgiler ???

Yazı ile ilgili yorumlarınızı alabilir miyim? Benim için önemli... ;)