TEOS ANTİK KENTİ /// SIĞACIK /// YAVAŞ ŞEHİR

Hani “Hep yakında nasılsa…”

Dediğimiz ve görmek için, hep sonraya attığımız yerler vardır ya…
İşte Teos Antik Kenti’ de benim için öyleydi.
Genelde her seferinde Seferihisar, Sığacık’ a gidilir, Kale içinde keyifle gezilir, akşam bir restoranda balık yenir ve İzmir’ e geri dönülür. Ya da ucuz bir pansiyonda gecelenir sabah dönülür. Zaten Sığacık’ a beş yıldızlı otel hayaliyle giderseniz yanılmış olursunuz. Ya temiz pansiyonlar ya da Kale içindeki butik oteller bizi ağırlamıştır her seferinde.
Seferihisar yolu çok keyiflidir. Hele bir de baharda gidiyorsanız yol kenarlarındaki renk cümbüşleri size sizi arabadan indirtir, o renklerle fotoğraf çektirtir.
Sığacık’ a her gelişimde önce sahil boyunca yürümeyi severim.
Kıyıda bağlı duran balıkçı teknelerini selamlarım. Sanki buranın ismine yakışırcasına sığınmışardır Sığacık’a. Ağları hazırdır, sabah balık bekler onları…
Sığacık Kalesi Koğuş Bölümü
Teknelerin hemen arkasında Sığacık Kalesi’ nin sur duvarları çeker insanı içeri. Sanki zamanda yolculuk yapmaya gider gibi hissederim her seferinde… Kalenin koğuş bölümü restore ediliyordu son günlerde. Bazı etkinlikler için kullanılacakmış. Kubbeli çok hoş bir mekan… Akustik mükemmel. Klasik müzik konserleri için harika olur bence…
Hu huuu… Kimse var mııı?
Kalenin içinde sokaklarda dolaşmak ayrı bir keyif. Evlerin bahçe kapılarının ardında iç avluları var. Hepsi çok düzenli, çok bakımlı ve temiz.
Sakin ve huzurludur Sığacık. Seferihisar‘ ın almış olduğu Cittaslow (Yavaş şehir) ünvanını hak ediyor bu anlamda. Pazar günleri hariç…
Pazar günleri kale içinde sokaklarda pazar kuruluyor. Burada yaşayan yerel halkın yetiştirdiği ve ürettiği bir çok organik yiyeceği gönül rahatlığıyla alıp yiyebiliyorsunuz.
Mandalin Pansiyon
Hepsi evlerinin önüne tezgah açıyor, iki masa sandalye koyuyorlar. Orada hemen taze taze yemenin keyfi bambaşka.
Biraz yoruldum, şöyle keyifli bir Türk kahvesi içeyim dersen de benim favorim Mandalin Pansiyon’ un bahçesi.
Mandalin Pansiyon sadece 4 odası olan küçücük ama çok keyifli bir pansiyon. Bu yüzden de gecelemek için her zaman yer bulmak mümkün olmuyor tabi. Bir keresinde çok kalmak istediğimiz halde kalamamıştık ama ev sahiplerinin misafirperverliği bizim yolumuzu tekrar oraya düşürdü…
Bir de Dağ Motel’ in olduğu taraf var ki, bence huzurun ta kendisi.
Sığacık’ ın sığ sularındaki yansımalar
Akşam üstü gün batımında oradaki gökyüzü ve denizin renklerine doyamam. Sığ deniz olduğu için suyun sakinliği ve durgunluğun yansımaları beni her seferinde hayran bırakır.
Kıyıdaki restaurantda yediğim, içtiğim lezzetler, bu manzara karşısında üçe, beşe katlıyor. Ne yesem çok lezzetli geliyor. Fakat zaten deniz ürünleri de her zaman taze bulunuyor.
Gece uzayıp gecelemek istersek de hemen arkada bulunan odalarda kalmayı mümkün kılan bir yer…
Sabah olup uyandığımda da kıyıda yüzen ördekleri seyrederek sabah kahvemi yudumlamak bana inanılmaz keyif verir. Cennet gibi bir yer burası…

KENDİMİ YOLLARA VURDUM

O gün benim işim yoktu, Murat da iş için İzmir’ e gidip akşam Sığacık’ a dönecekti. Sabah kararımı verdim. Uzun zamandır aklımda olan Teos Antik Kenti’ ne gidecektim. Spor ayakkabılarımı ve rahat kıyafetlerimi giyip, sırt çantamı alıp yola çıktım. Hava da çok sıcak değildi nasılsa. Haritadan baktığımda iki yol vardı. Ya ara yollardan gitmeyi seçip 3 km yürüyecektim, ya da marinadan yukarı çıkıp sahili görerek 6 km yürüyecektim. ikinci seçenek daha cazip geldi.
Akkum Plajı
Marinadan sonraki yokuşun bu kadar dik olacağını tahmin etmemişim. Araba ile giderken insan fark etmiyor. Neyse, nefes nefese kaldım ama düzlüğe vardığımda Akkum plajının olduğu koyun görüntüsü yorgunluğumu unutturdu.
Yolda tek başına
Denizin mavisi bir süre eşlik etti bana yürürken. Sonra yol içeri döndü ve deniz gözden kayboldu.
Yolun başı, plajların oldu yerler hareketliydi. Fakat biraz daha ilerleyince araç trafiği iyice azaldı. Başlarda karşıdan gelen bir kaç turist ile karşılaştım benim gibi yürüyen. Sonrasında kimseler kalmadı. Tek başıma ormanın içinden geçen yolda yürüyordum.
Sadece kuş seslerinin olduğu müthiş huzurlu bir yol….
Saat tutmadım. Kaç dakikadır yürüdüğümü bilmiyorum ama gözüm Teos tabelasını arar oldu. Görünürde hala yoktu. Bir de böyle ıssız bir yolda bir kaç insan görmek istiyor insan. Kimsecikler yok. Arada tek tük araba geçiyor o kadar.
Sonunda bir tabelaya yaklaştım. Evet Teos yazıyor ama Teos Orman İçi Dinlenme Yeri yazıyor. Tesisin kapısında gençten birine sordum ne kadar yolumun kaldığını. Daha önümde buraya geldiğim kadar yol olduğunu öğrenince mola vermeye karar verdim. Demek ki 3 km yürümüşüm. Bir kahveyi hak ettim. Ağaçlar altında şirin bir işletme. Kahvemi içip yola devam ettim.
Yaklaşıyorum sana Dionysos
Yine ıssız, yine tek başıma, yine kuş sesleri ile biraz daha yürüdükten sonra beklediğim tabelayı gördüm.
Ekmeksiz koyu yol ayrımında tabela vardı ama antik kente ne kadar kaldığı yazmıyordu. Telefonumdaki haritadan gördüğüm kadarıyla üçüncü virajı döndükten sonra ordayım.
Henüz ikinci virajı dönmeden, sol tarafta uzakta antik kenti görmüştüm. Yüzümde mutlu bir ifadeyle, tam son viraja yaklaşırken, sağdaki tepelerden koyunların başındaki çoban köpeği yola aşağı doğru, yani bana doğru havlayarak koşmaya başladı. O anda ne yapacağımı şaşırdım. Köpekten korkmam pek ama üzerime havlayarak koşan bir köpeği nasıl sakinleştirebilirim bilmiyorum. Korkmaya başladım. Geriye doğru koşmaya başlasam yokuş yukarı, zaten yetişir. Köpek yola yaklaştı. Ne yapacağımı şaşırmış haldeyken karşıdan bir taksi virajı döndü ve ben kendimi önüne atıp arabayı durdurdum. Ön kapıyı açtım ve kendimi içeri attım. Şöför şaşkın, beni sakinleştirmeye çalışıyor. Ben daha şaşkın bir şekilde adamdan özür dilerken arkada oturan iki genç kız iyi olup olmadığımı sordular.
O sırada köpek çoktan koyunlarının yanına dönmüştü. Ama arabada inice ya tekrar bana saldırmaya kalkarsa diye de arabadan inemiyorum. Bir süre arabada beraberce oturduk. Daha fazla onları yollarından alıkoyamazdım, teşekkür ederek bir cesaret indim arabadan. Gözüm yukarda köpekte, köpeğin gözü bende. Yavaş yavaş yoluma devam edip virajı döndüm ve köpeğin görüş alanından çıktım. derin bir ohhh…

DIONYSOS’ un KENTİ “TEOS”

Sonunda antik kentin girişine geldim. Geldim gelmesine ama bir yandan da dönüşte aynı yolu tekrar nasıl gideceğimi düşünmeden yapamıyorum. Bir de köpek faktörü var tabii… Benden önce gelmiş olan bir kaç grup da otoparka araçlarını park edip içeri girdiler. Girişte kimse yok. Öylece yürüyor herkes.
Antik Tiyatroya doğru
Yol çok keyifli. Baharın kokusu havada, havanın tatlı esintisi yüzümde yürürken düşüncelerimin arkasında nasıl döneceğim sorusu. Amaaaan… Dedim kendime. Tadını çıkart, o zaman düşünürsün.
Baharın ta kendisi
Herşey çok güzel, bahar, çiçekler, kuzular, kuzuların arkasında ağaç diplerinde (!) antik kalıntılar, sütun başları… Ben biraz hayal kırıklığı mı yaşamaya başlıyorum acaba?
4 bin yıllık bir antik kentin izlerini niye hissedemiyorum?
 
Yönlendirme tabelaları yetersiz. Bir şekilde tahmin ederek gitmeye çalıştığın yere yürürken diz boyu otların arasından geçiyorsun.
Belirlenmiş yol yok. Şimdiye kadar çıkartılmış kalıntılar ve sütunlar dağınık ve sahipsiz gözüküyor.
Yine de yılmadan yoluma devam ederken asırlık zeytin ağaçlarının gövdelerinde arıyorum geçmiş zamanın izlerini…
Dionysos Tapınağı kalıntıları toparlanmayı bekliyor
Teos 12 İyon kentinden biri, belki de en önemlilerinden ve herhalde en az kazı yapılanı. Zamanının en büyük ve kuvvetli liman kentiymiş. Ve bu limanın kalıntıları kısmen ayakta. Söylenenlere göre, yapılması gereken arkeolojik kazılar yapılırsa Efes’ ten bile büyük bir antik kent olacağıymış. Böylesi bir değerin bu kadar ihmal edilmesi doğrusu içimi acıttı.
Antik Tiyatro
Teos‘ un en önemli özelliği, antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağı’ nın burada olması. Bir efsaneye göre Teos, şarap ve zevk tanrısı Dionysos’ un memleketiymiş. Dionysos için günlerce süren zevk ve şarap festivalleri, av şölenleri düzenlenirmiş. Umarım bu sebepten değildir buraya gösterilen ilgisizlik ve ihmalkârlık.
Antik Tiyatro
Agora, tiyatro ve limanı gezdim. Büyük zorluklara rağmen tiyatronun üzerine tırmanabildim.
Tiyatroda deniz ve antik limanın da görüldüğü müthiş bir manzara ile karşılaştım. Çıktığıma deymiş dedim kendi kendime.
Benimle birlikte tiyatroya tırmanan bir aile de vardı. Birbirimize yardım ettik çıkarken. Anneanne, dede, kızları ve iki de torundan oluşan aile ile sonrasında da hem dolaştık hem de sohbet ettik.
Eskişehir’ den tatil için gelmişler ve Seferihisar’ da kalıyorlarmış. Bir gün sonra döneceklermiş. Ben de onlara oraya gelirken yaşadığım macerayı anlattım. Beni belki arabalarına alırlar dönüşte diye bir ümitle… Seni asla bırakmayız, Sığacık’ a kadar arabayla götürürüz dedikleri anda tabii ki, hiç tereddütsüz kabul ettim.
İnanılmaz keyifli bir gün geçirdim. Hem uzun zamandır ihmal ettiğim Teos Antik Kenti’ ni gezdim, gidiş yolu (köpek hariç) çok keyifliydi, hem de çok tatlı bir aileyle tanıştım.
Sığacık’ a döndükten hemen sonra da Murat geldi. Gün içinde yaşadıklarımı keyifle anlattım ona. Yavaş Şehir Sığacık’ ta bir güzel günü daha sonlandırdık böylece…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Füsnot: Yakınınızdakileri ihmal etmeyin…
Bu gezi ile ilgili daha çok fotoğraf mı görmek istiyorsun? İşte burda
İnstagram’ daki paylaşımlarımı da mı merak ettin? İşte o da burda ffustagram
Bir de etiket vereyim kolaylık olsun #fusyollarda

2 thoughts on “TEOS ANTİK KENTİ /// SIĞACIK /// YAVAŞ ŞEHİR

Yazı ile ilgili yorumlarınızı alabilir miyim? Benim için önemli... ;)