Barcelona 4. Gün 16 Aralık 2015 /// Plaça Espanya – Katalan Ulusal Sanat Müzesi – Poble Espanyol – Mies van der Rohe – Joan Miró – Hard Rock Cafe

PLAÇA ESPANYA
Seyahatteyken zaman ne kadar çabuk geçiyor anlatamam. Barcelona‘ da dördüncü günümüzdeyiz ve daha görmek istediğim o kadar çok yer var ki…
Sabah hemen metroya binip 3 durak sonraki Plaça Espanya‘ da indik.
Katalan Ulusal Sanat Müzesi
Meydanın karşısında Katalan Ulusal Sanat Müzesi bütün haşmetiyle gözüküyor. Barcelona’ nın gösterişli saraylarından Palau Nacional’de bulunan Katalan Ulusal Sanat Müzesi (Museu Nacional d’Art de Catalunya) dünyaca ünlü sanat müzesi…
Müze binasına giden Reina Maria Cristina caddesi…
Müzenin ön tarafında su ve ışık oyunlarının yapıldığı çok büyük bir havuz var…

Fotoğrafta üstte sağda gözüken yuvarlak bina eskiden boğa güreşlerinin yapıldığı Arena… Şimdi AVM olarak hizmet veriyor…

Bugünkü müze gezimizi Joan Miró‘ ya ayırdığımız için Katalan Ulusal Sanat Müzesi‘ ni bir sonraki gelişimize bırakıyoruz…

Havuzun üstünden ulusal müzeyi karşınıza aldığınızda sağ tarafta nefis İspanyol merdivenlerini görüyorsunuz…

Önce gözümüz korktu tabii. Onca basamak nasıl çıkılacak? İşte İspanyol merdivenlerinin en önemli özelliği, geniş basamaklar, çok yüksek olmayan (16cm) rıhtlar… Hooop çıktık hemencecik ve ordan da doğru Poble Espanyol

POBLE ESPANYOL

Burası Barcelona‘da 1929 yılında EXPO için inşa edilen Poble Espanyol, yani İspanyol Köyü… Köy diyorlar ama aslında burası bir açıkhava müzesi.

Poble Espanyol‘da İspanya’nın faklı bölgelerinin mimarilerini yansıtan 117 bina yer alıyor. İspanya’ nın mimari zenginliğini yansıtmak amacıyla yapılan bu köy, ülkedeki ünlü binaların ve caddelerin küçük ölçekli kopyalarıyla oluşturulmuş…

13 ayda inşa edilen müze yapılırken sadece uluslararası sergi için olacağı düşünülüp 6 ay kalmak üzere yapılmış. Fakat daha sonra gördüğü yoğun ilgi nedeniyle kalıcı olmasına karar verilmiş…

Pablo Espanyol‘ a girdiğimizde büyük bir meydan karşıladı bizi… Meydana bakan binalarda kafe ve restaurantlar bulunuyor. O kadar yol yürüdükten sonra, burayı dolaşmadan önce bir yerde oturup kahve içmek istedik. Girince sağdaki ilk mekanın tabelasında yazan içecek isimlerinin arasında “Türk Kahvesi” yazısını görmeyi açıkçası hiç beklemiyordum… Evet hem de Türkçe yazılmış…

Abrelatas Selection Gourmet‘ in sahibi tabii ki bir Türk… Keyifli bir sohbet eşliğinde mis gibi kahvelerimizi içip dolaşmaya başladık…

Meydanlarda bulunan kafelerin yanısıra sokak aralarında bir çok atölyeler var. Cam, demir, deri, seramik, takı, maske ve İspanyol gitarlarını yapan atölyelerde imalatı izleyip, isterseniz atölyelere katılıp, bilgi alıp, alışveriş yapabiliyorsunuz.

Sokak araları çok şirin restaurantlarla dolu… Keyifli vakit geçirmek için harika bir yer.

Neredeyse 90 yıl olacak Pablo Espanyol yapılalı… Sokak sokak İspanya‘yı geziyor, kültürünü öğreniyorsun. Bir ülkeyi tanıtmak için bundan güzel bir şey olabilir mi?

Bu geçen 90 yılda aslında çok zorluklar yaşamış bu köy. 1936-1950 iç savaş sırasında toplama kampının mahkumlarıyla dolmuş… Savaş sonrası Franco döneminde antikatalanist mitingler yapılmış ve bu süreçte köy epey zarara uğramış. 70′ li yılların başında tekrar canlandırılmak istenmiş. Ama onarım için yeterli bütçe toplanamamış. 1986 yılında Kent Konseyi bir ihale açmış. Proje; özgün binaları eğlence alanı, yemek ve olağanüstü bir gece hayatı içerecek şekilde oluşturulmuş. Bir yıl sonra 600.000 kişi, iki yıl sonra bir milyona ulaşmış ziyaretçi sayısı… 1996 dan itibaren müzeye giriş için ücret alınmaya başlanmış. Bugün önemli turizm kaynaklarından biri Pablo Espanyol

Bu kadar şeyi niye mi anlattım? Bence harika bir proje. Bu kadar zorluklar yaşandığı halde turizme katkı sağlayan bir yer haline getirilmiş. Bizde niye benzerleri olmasın? Sanırım yine çok ütopik şeyler düşünmeye başladım….

BARCELONA PAVILION / Ludwig Mies van der Rohe

İşte “Barcelona’ dan görmeden dönmem” dediğim bir bina daha. Barcelona Pavilion

Pablo Espanyol gibi yine 1929 daki Expo için tasarlanmış olan binayı, Almanya‘yı temsil etmek üzere Ludwig Mies van der Rohe projelendirmiş.  Bir pavyon olarak tasarlanmış ve mimarlık tarihinde son derece önemli, minicik bir yapı aslında. Mimarlıkta modernizm akımının sembolü olan binanın içinde dolaşmak, duvarlarına dokunmak ve o incecik çatıyı o zamanda tasarlayıp nasıl yaptırdığına hayran olmak bambaşka bir duygu…

Bu bina 1938′de yıkılmış ve daha sonra 1986′da yeniden inşa edilmiş. Binanın iç duvarları cam ve mermerden yapılmış… Aslında iç ve dış mekanı iç içe tasarlamış, içerideyken dışarıda, dışarıdayken de içeride hissediyor insan kendini…  Mies’ in diğer tasarımlarında olduğu gibi “boşluk, hacim, uzay” kavramı burada da ciddi bir şekilde kendini gösteriyor…

God is in details” ve “less is more” felsefesine zaten hayrandım, şurda otururken minimalist ve modernist mimar Mies van der Rohe‘ a bir kez daha hayran kaldım…

Bir çok mimarın ve içmimarın hayranlık duyduğu Barcelona Koltuğu… 1929 yılında bu Alman Pavyonu için Ludwig Mies van der Rohe tarafından tasarlanmıştır…

Az daha fazladır…

Fundació Joan Miró

Ve sırada Miró var… Fundació Joan Miró adı ile bilinen Miró Müzesi, Montjuïc tepesindeki teleferiğe çok yakın. Biraz yokuş bir yol… Genelde yürümeyi tercih ettiğimiz için gençler biraz yorulsa bile hedefimize ulaştık…

Vardığımızda hem hava karardığından, hem de müzede fotoğraf çekmek yasak olduğundan internetten bulduğum bazı fotoğrafları paylaşıyorum…

Fundació Joan Miró, Miró bursu ve çağdaş sanat araştırmaları için Barcelona‘da uluslararası alanda tanınmış bir merkez kurma ve koleksiyonun yaygınlaştırılma isteği ile öncelikle kendi özel koleksiyonundan yapılan çalışmalarla Miró‘nun kendisi tarafından yaratılmış. Müze 10 Haziran 1975’te halka açılmış…

Hem İspanyol hem Katalan, hem soyut hem figürcü, hem sürrealist hem değil, biraz dışavurumcu… O kadar çok şey dolaşıyor ki kafanızın içinde müzeyi gezerken… Eserleri ilk bakışta birer soyut resim gibi görünüyor. Lekeler, çizgiler, renkler ve desenler nasıl bir hikayenin içerisindeyim dedirtiyor…  Miro‘nun sürekli tekrar ettiği figürleri; kuşlar, kadınlar, yıldızlar, ay ve güneşi takip etmek oldukça heyecan verici…

HARD ROCK CAFE BARCELONA 

Katalunya Meydanı‘ nda bulunan Hard Rock Cafe‘ nin hemen her gün önünden geçerken akşam buraya gelelim diyorduk… Daha önce Prag‘ da gitmiştik. Bakalım Barcelona‘ daki nasılmış dedik ve akşam hep beraber gittik…

Duvarlarında dünyaca ünlü sanatçıların gitarları ve bilumum enstrümanların sergilendiği mekanın ortasında oldukça büyük bir bar var…

Kaliteli müzik eşliğinde içkilerimizi yudumlarken birden saatin artık ertesi günü gösterdiğini farkettik. Günlerden 17 Aralık olmuştu…

Evliliğimizin 10. yılını Barcelona‘ da Hard Rock Cafe‘ de kutlamaya başladık. Nice bol gezmeli yıllarımız olsun…

Hep sevgiyle,

Füsun Bay Canbay

///

BARCELONA 1. GÜN YAZISI İÇİN link — BARCELONA 1. Gün 13 Aralık 2015 /// Katalan Müzik Sarayı – Picasso Müzesi – Santa Maria del Mar Bazilikası – Mercat Pricesa Tapas

BARCELONA 2. GÜN YAZISI İÇİN link — BARCELONA 2. Gün 14 Aralık 2015 /// La Sagrada Familia – Park Guell – El Nacional

BARCELONA 3. GÜN YAZISI İÇİN link — BARCELONA 3. Gün 15 Aralık 2015 /// Casa Batlló – Casa Milà – La Rambla – El Born – Agua Restaurant – Bar Marsella

BARCELONA 5. GÜN YAZISI İÇİN link —  Barcelona 5. Gün 17 Aralık 2015 /// Mercado de la Boqueria – El Quim – Palau Güell – Bodega 1900 – La Consentida Tapas

Yazı ile ilgili yorumlarınızı alabilir miyim? Benim için önemli... ;)