BARCELONA 3. Gün 15 Aralık 2015 /// Casa Batlló – Casa Milà – La Rambla – El Born – Agua Restaurant – Bar Marsella

Ve Barcelona’ da 3. gün…

Sabah hızlı bir kahvaltı sonrasında Casa Batlló ‘da buluştuk çılgın mimar Gaudi ile… Heykel tadında olan bu binanın hikayesi oldukça ilginç…

Casa Batlló

Gaudi bu binayı önce 1877 yılında inşa etmiş. 1900 yılında yani 23 yıl sonra bu binayı tekstilci Josep Batlló satın almış ve binayı kendisi için tekrar tasarlamasını istemiş. Binanın önceki halini çok merak ettim, araştırdım ama fotoğraflarına hiçbir yerde rastlayamadım. Josep Batlló Gaudi’den binanın ailesini temsil etmesini ve evlerinin herhangi bir başka konuta benzememesini istemiş…

Ve sonuç… Hiçbir binaya benzemeyen, özgün, simetrisi olmayan, her detayı ince ince düşünülmüş, etkileyici bir bina çıkmış ortaya. Acelesi de yokmuş tabii.. 1906 yılında tamamlanmış bina. 30 yıllık meslek hayatımda çıkmadı ki karşıma böyle bir müşteri…

Evin sahibi Josep Batlló 1934 yılında ölmüş. Eşi 1940 yılında ölümüne kadar kullanmış. 1954 yılına kadar da ailenin çocukları tarafından kullanılmış. Sonra bir sigorta şirketi Casa Batlló’yu satın almış…

Casa Batlló, 2005 yılında UNESCO Dünya Mirasları arasına girmiş. Modernizmin başyapıtlarından biri olarak kabul gören bina şu anda Barcelona’ nın en önemli büyük gelir getiren müze evlerinden biri…

Zaman kısa, daha Casa Milà var planda… Neyse ki yakın, aynı cadde üzerinde bulunuyor iki bina. Casa Batlló’ da aklım kalarak Casa Milà’ ya doğru yürürken Nespresso‘ nun mağazası çıkıyor karşımıza. Eğer seviyorsanız dalın bizim gibi içeriye. Oldukça büyük olan mağazada seçim yapabilmek için seçtiğiniz kahvelerin tadına bakabileceğiniz kahve barı da var. Fiyatlar da bizden oldukça hesaplı… Kahvelerimizi içip, alışverişimizi yaptıktan sonra vitrindeki tek dev kahve kapsülündeki seramik mozaiklere gözüm takılı kaldı… Barcelona’ daki çoğu yerde olduğu gibi Gaudi’nin mozaikleri her yerde…

Casa Milà

Ben denizin dalgalarına benzettim… Her katta farklı kıvrımları olan dalgalar. Balkon korkuluklarındaki demirler de köpükler. Dalgaların köpükleri…

Casa Milà, Antonio Gaudi tarafından 1905-1910 yılları arasında inşaatı yapılmış fakat resmi olarak 1912 yılında tamamlanmış. Gaudi tarafından tasarlanan en büyük sivil yapıymış…

Bina, sütunlar ve kemerler üzerine taşıyıcı duvarlarla çözülmüş. Organik formlar ve kırık çizgiler kullanılan, alışıldık bütün formları zorlayan bir estetik anlayış var bu binada… Mimari anlamda hepimizin hayranlık duyduğumuz bu binaya ilk yapıldığında “taş ocağı” benzetmesi yapılmış. Zamanında belli ki anlaşılamayan bu mimari harika, 1984 yılında UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmış…

LA RAMBLA

Sıra geldi şehrin sokaklarında turlamaya…

La Rambla Barcelona’nın en hareketli caddelerinden. Katalunya meydanından limana kadar devam ediyor. Hediyelik eşya satanlar, çiçekçiler, restaurantlar  ve kafelerle dolu oldukça turistik bir cadde… Bol ağaçlı güzel bir cadde ama ben El Gotik ve El Born’ un sokaklarında kaybolmayı tercih ederim…

Birbirine çok benzeyen dar sokaklarda kaybolmamak mümkün olmadığı gibi çok da eğlenceli. Yolun sonunda mutlaka minik bir meydana çıkıyorsun ki orada illa ki ya bir kilise, ya bir bazilika ve bir sürü keyifli kafeler bulunuyor… El Gotik, Katalunya meydanından La Rambla’ da ilerlerken solda kalıyor. El Born da El Gotik’ in solunda. Zaten bu iki mahalle o kadar iç içe ki aslında ikisini birden geziyorsun…

La Rambla’nın sonlarına doğru solda harika bir meydan Placa Reial… Zaman zaman etkinliklerin olduğu meydanda kafe, restaurant ve barlar var. Onların da üst katları genelde otel olarak kullanılıyor.

La Rambla bitip limanla buluşmadan önce meydanda Cristof Colomb heykeli ile karşılıyoruz…

 

 

 

Cristof Colomb Heykeli

Oldukça yüksek bir heykel… 60 metreymiş yüksekliği. Asansörle en üst noktaya kadar çıkılabiliyormuş. Belki bir sonraki sefere deyip deniz kıyısına attık kendimizi…

Denizle buluştuğumuz zamanlarda hep koca bir OHH! deriz… İşte o anlardan biri…

Limandan deniz üstündeki Maremagnum alışveriş merkezine yine deniz üstü bir köprüyle geçiliyor…

Köprünün sağ tarafında deniz üstü heykeller var ve o kadar güzeller ki… Yıldıza bakan adam heykelleri. Sanat her yerde… Deniz üzerinde bile…

AGUA RESTAURANT

Bu gece deniz kıyısından ayrılmayalım dedik. Yemeğimizi TripAdvisor dan seçtiğim Agua Rastaurant‘ ta yemeğe karar verdik…

Hava kış, aylardan Aralık olduğundan içeride yedik tabi ama eminim yazın çok keyiflidir. Çünkü restaurant kumsalda… Ben bu İspanyolların yemek saatlerine bayılıyorum. Bize çok uyuyor… Saat 22.00 de akşam yemeği yiyorlar. Oraya gittiğimizde saat 21.30′ du ve oldukça makul bir saatti.

Adından da anlaşılacağı gibi deniz ürünleri restaurantı AGUA. Yediğimiz her şey lezizdi. Ambians da güzel, fiyatlar yüksekti…

BAR MARSELLA

İşte Barcelona’da en çok görmek istediğim yerlerden biri… Bu tam tamına 196 yıllık bir bar… Şaka değil 196 yıldır aynı yerde hizmet veriyor… Bizde her sene mantar gibi açılıp kapanan barları düşününce insanın ağzı açık kalıyor…

Üçüncü jenerasyon işletiyor şu anda barı… Barmen Fas’lı Ali anlatıyor bize barın hikayesini. Barcelona’ya gitmeden önce okumuştum ama yerinde dinlemek çok daha keyifli…
1820 yılında açılan bu bar o yıllarda da pek meşhurmuş… Öyle ki neredeyse bütün sanatçıların buluşma yeriymiş. Ernest Hemingway’ dan Picasso’ya, Dali’den Miro’ya, Gaudi’ye kadar bütün ünlü sanatçılar bu bara gelirmiş. Hatta masaların ayaklarını Gaudi tasarlamış. Ve o masalar hala kullanımda…

Ernest Hemingway öldüğü günden beri barda hiçbir şeyi ellememişler… Nasıl mı? Şöyle… Hemingway 1961 de öldüğüne göre tam 55 yıldır duvarlar ve tavanlar boyanmamış, raflardaki şişelerin tozu alınmamış, kristal avizelerin tozu ve örümcek ağları üzerinde… Fotoğrafta görüldüğü üzere rutubetten kabarmış tavanlar öööylece duruyor. Dönemin diktatörü Franco’nun uyulması gereken emirleri duvarlarda hala duruyor. “MÜZİK ÇALMAK YASAK!” “3 KİŞİDEN FAZLA BİR MASADA OTURMAK YASAK!”

Barın bir başka özelliği kendi hazırladıkları Absinthe. Tabii oraya kadar gidip de içmemek olmazdı. Ali içmeyi biliyor musunuz diye sorunca evet dedik. Baktı ki beceremiyoruz bize nasıl içmemiz gerektiğini gösterdi…

Sanki zamanda yol alıyoruz…

Yoksa köşedeki masada Hemingway içkisini mi yudumluyor? Az sonra kapı açılıp Picasso içeri mi girecek?
///

Daha fazla bilgi ve fotoğraf için aşağıdaki adreslere tıklayıp takibe almanız yeterli… ?

A bir de paylaşım yaparsanız tam süper olur… ?

WEB SİTE takip için ABONE olmayı unutmayın http://fusyollarda.com/

YouTube kanalıma da ABONE olmayı unutmayın lütfen ?https://www.youtube.com/channel/UCbyV

İNSTAGRAM takip için https://www.instagram.com/fusyollarda/

FACEBOOK sayfa beğenisi için https://www.facebook.com/fusyollarda/

İLETİŞİM için :  info@fusyollarda.com

Yazı ile ilgili yorumlarınızı alabilir miyim? Benim için önemli... ;)